HİNDUİZM :
Hindistan'in en belirgin dinlerinden biri de Hinduizm'dir. Hind dinlerindeki
gelismeler sonucu Hinduizm adini alan din, Brahmanlarin hakimiyet sagladiklari dönemde
ise Brahmanizm terimi ile ifade edilmistir. Günümüzde Hinduizm ve Brahmanizm
terimlerinin herbiri yerine kullanildigi bilinmektedir. Yaygin bir anlayisa göre
Hinduizm ve Brahmanizm terimleriyle, en eski Vedalar döneminden günümüze
ulasmis bulunan Hintlilerin, inanç, düsünüs, his ve hayat tarzlari
kastedilmektedir. Hind yarimadasindaki halkin çogunun dinî inanç ve
geleneklerini ifade ettigi için Hinduizm terimi kullanilmaktadir. (20) Tarihi
kayitlardan elde edilen bilgilere göre takriben M.Ö. 1500 yillari civarinda
Dogu Avrupa'dan gelen Arîler, Hindistan'i ele geçirirler. Iki farkli halkin
birbiriyle karismasi sonucu, dinî inanç ve gelenekler de birbirine karismistir.
Kökü yüzyillar öncesine kadar uzanan bu karisim sonucunda Hinduizm tesekkül
etmistir. Dinler Tarihçileri, iki irkin karisimindan meydana gelen bu gelismeyi
bes devreye ayirir: 1- Vedalar dönemi, 2- Upanisalar dönemi, 3- Klasik dönem,
4- Ortaçag'daki Ilahiyat, felsefe gelismeleri dönemi, 5- Modern dönem. Din
tasniflerinde Millî Dinler grubuna giren Hinduizm, yaklasik dünya nüfusunun
%12'sini olusturur. Hinduizm'in tesbit edilebilmis bir kurucusu bulunmadigi
gibi, kendine özgü bir inanç sistemi ve kitabi yoktur. Hinduizm terimi hem
genis, hem muglaktir. Hinduizm'in temelinde Brahma (Mutlak varlik) inanci
yatmaktadir. Bu husustaki genis bilgiyi Hinduizmin mukaddes metinleri olan
Veda'larla Brahmana'larda (21) bulmak mümkündür. Bir diger açiklamaya göre
Brahmanizm kelimesi Tanri Brahman'dan degil, bir nevi Hind rahipler sinifi olan
Brahmanlardan gelmektedir. Hinduizm'in hayat tarzi, özellikle de din duygusu,
çok eski zamanlardan beri bati dünyasinin fikrî yapisinda izler birakmistir.
Bunun en tipik örneklerinden biri, Buda'nin hayat hikâyesinin, doguda yasayan
bir Hristiyan zahidin hayat hikâyesi sanilmasidir. Bu suretle Buda, ister
istemez kilise azizleri arasina girmistir. Hinduizm daha ziyade Ari irkin üstünlügü,
kast sistemi, sinirsiz bir vatan sevgisi ve baglilik duygusu kavramlari üzerine
kurulmus toplumsal ve siyasi olgularin bir özel görüntüsüdür. (22) Bir
bakima Hinduizm, bazan ayirdedilmesi imkânsiz olan ilâh ve devirlerin çoklugundan
dolayi, anlasilmasi zor bir dindir. Bu din Hindistan'da çesit çesit sekillerde,
birçok kollarla, üç dört basla tasvir edilen put ve heykellerle süslü
muazzam mabetler gibi bize ilk bakista pek garip görünmektedir. (23)
Hinduizmin bir ilk lideri, temel tebligi bildiren bir ilk kurucusu olmadigi için
bir anlamda kurucularinin kalabalik oldugunu söylemek mümkündür.
a) Inanç Sistemi
:
Daha önce açiklandigi üzere Hinduizm, tarihi gelismeler sonucu ortaya çikan
dinî, felsefî ve sosyolojik bir olgudur. Bu bakimdan Hinduizm'de, meselâ Islâm
gibi belirli bir inanç sistemi veya Budizm gibi, hidâyet yolu gösteren
prensipler aranmamalidir. Hinduizm'de, Dinler Tarihi'nin çesitli inanç ve
yorum tarzlarini (Fetisizm, Politeizm, Panteizm, Henoteizm) birarada bulmak mümkündür.
Bundan dolayi da Hinduizm, batililarin daima ilgisini çekmistir. Bazi Dinler
Tarihçilerine göre belirli inanç esaslari, ögreti ve düsünce sisteminin
kesin hatlarla tesbit edilemeyisi, bu dinin bir baska özelligidir. Hinduizm'de
sayisiz kutsal varlik ve kurtulus yollarinin bulunusu, O'nun bir tolerans dini
diye algilanmasini gerektirmistir.
Hinduizm'de ilâh sayisi da akil almaz derecede çoktur. Tanri Brahma'nin dünyayi
meydana getirdigine inanilir. Tanri Siva ve Visnu O'ndan sonra gelir. (24)
Hinduizm'de hürmet gösterilen bazi varliklar Kaylasa, Himalaya Daglari, Ganj
Yamuna Nehirleri vardir. (25) Vedalar Dönemi'nde önemli sayilan pekçok Tanri
bugün unutulmus gibidir; onlara nadiren dua edilir. Tanrilardan Suya günesi,
Soma ayi, Vayu rüzgari, Varun suyu, Indra yagmuru, Agni atesi, Yama ölüler âlemini
idare ederler. Hinduizm'in Tanri anlayisi çesitli mezhep ve ekollere göre
degisik sekilde algilanmistir. Bir kisim Hindu'nun monoteist oldugunu da
belirtmeliyiz. Bir Hindu, dogumundan ölümüne kadar bütün hayati boyunca
belirli merasimleri yerine getirmekle mükelleftir. Nitekim adaklarinin yerini
bulmasi için ziyaret, kalbin aydinlanmasi için, meditasyon sarttir. Vedalar Döneminde
ölenlerin cesetleri kismen gömülür, kismen yakilirken, günümüzde ise
"asket"lerin disinda bütün cesetler yakilmaktadir. Dullarin da
yakildigi Hindistan'da bu uygulama genel bir kaide halini almamistir. Bununla
beraber günümüzde ara sira da olsa dullarin yakildigina sahit olunmaktadir.
b) Kutsal Metinleri
:
Hinduizm mukaddes kitaplarinin tamamini içine alan metinler Veda'lardir.
Sanskritçe yazilmis bulunan Veda'lar dört bölümden meydana gelmistir: 1-
Rigveda, 2-Samaveda, 3-Yajurveda, 4- Atharvaveda.
1- Rigveda: Tanrilari tazim için yazilmis on kitaptan ibarettir. 1028 ilâhiyi
ihtiva etmektedir. Vedalarin en eskisi ve en önemlisidir. Dünya dinleri içinde
en eski belge özelligini tasimaktadir.
2- Samaveda: Kurban esnasinda söylenen ilâhileri ihtiva eder. Bir çesit
melodiler vedasidir. Yüksek sesle okunur.
3- Yajurveda: Bu da Kurbanla ilgili formüllerden meydana gelmistir. Bazi
kisimlari nesir, bazi kisimlari manzum olmak üzere iki bölümden olusmustur.
Bir özelligi de kurban esnasinda mirildanilarak okunmasidir.
4- Atharvaveda: Kâinat ve büyü ile ilgili dualardan ibaret olan
Atharvaveda'yi Brahmanlar hayatin belirli pozisyonlarinda okumak zorundadirlar.
Genellikle hemen bütün vedalarda ilâhi, niyaz, dua, hayat kaideleri, tilsim
ve büyü ile ilgili konular içiçedir. Vedalarin, tabiat üstü güçlerle
temas kurduguna "hakim" kisilerin kalblerine dogduguna da inanilir.
Gerçekte Hinduizm'in mukaddes metinleri sadece Veda'lardan ibaret degildir.
Brahmana, Upanisad (27) ve Aranyaka'lar da Veda'larin tamamlayicisi
niteligindedir. Upanisad'lar Tanri, kâinat, ruh, ölümden sonraki hayat vb.
konulari islemistir. Bu sayilan kutsal metinler disinda Muhabharata Destani,
240.000 cümleden olusmakta ve dünyanin en uzun destani olma niteligini
korumaktadir.
c) Hinduizm Taassubu Kast Sistemi
:
Hinduizm'i din ve hayat tarzi kabul eden Hindular, kendi disindaki din ve felsefî
görüs sahiplerine hayat hakki tanimadiklarini tarih boyunca hemen her firsatta
açiga vurmaktan çekinmemislerdir. Gayeleri, diger din mensuplarini Hinduizm içinde
asimile ederek kimliklerinden uzaklastirmaktir. Hindular, 1932 yilinda yapilan
Poona Anlasmasi'na ragmen, 1941 Genel Nüfus Sayimi'na kadar ayri bir toplum özelligini
korumuslardir. Ancak Ingiltere'nin Hindistan hakimiyetine son vermesi ve Müslümanlarin
degisen sartlar karsisinda çaresiz kalarak zorla Hindu gösterilmeleri,
Hindularin lehine gelismeler saglamistir. Bunlardan ayri olarak Hinduizm
taraftarlari, Müslümanlara karsi her firsatta ekonomik ambargo uygulayarak,
onlari mahkûm etmek istemislerdir. Hindistan Müslümanlarini Hinduizm'e döndürme
plânlari, Müslümanlarin içinde yasadigi zulüm ortami, issizlik, fakirlik ve
maruz kaldiklari iktisadî ve toplumsal ayirim perspektifi içinde bakilacak
olursa hayali bir Hindu korkusu olarak artik bir kenara itilmemelidir.
Hindistan'daki Müslümanlarin ugradiklari zulümleri anlatmasi bakimindan
asagidaki haberlere de bir göz atalim:
"Hindu isyancilar, Müslüman okulunu kusatarak bir put yerlestirmek
için Müslüman yetkililere baski yapmaya baslamislar. Isteklerinin
reddedilmesi üzerine zorla okula girerek Müslüman ögrencileri dövmüslerdir.
Hind ordusu Müslüman köylere saldirarak önce gençleri bogazlamis, sonra
kadinlarin seref ve iffetlerine tecavüz etmistir. Bu saldirilarda bir tek Müslümanin
bile sag birakilmadigi (Nalgunda) yerler olmustur. "(28) Hinduizm'de halkin
ayrildigi siniflardan her birine Kast denir. (29) Bir bakima Kast, "Ayni
isle mesgul olan, görev ve gelenekleriyle birbirine simsiki baglanan insanlarin
meydana getirdigi birlik" diye de tanimlanabilir. Kisi kendi istegi
dogrultusunda Kast seçemez, belli bir Kast'ta dünyaya gelir. Bununla beraber
sonradan Kast terkeden, Kast disi sayilan gruplar da vardir. Bunlara
"Dokunulmazlar" denir. Kast sistemi Hinduizm inançlarindan
kaynaklanir. Belli basli dört Kast vardir:
1- Brahmanlar (rahipler ve âlimler),
2- Ksatriya (prensler ve askerler),
3- Vaikya (tüccar, esnaf ve çiftçiler),
4- Çudra (isçiler, sanatkârlar).
Bu Kast'lar disinda, insanligin en asagi tabakasi sayilan bir de (Parya) sinifi
vardir. Kast içinde en önemli yeri isgal eden Brahmanlarin baslica görevleri,
kurban âyinlerini idare etmektir; kutsal metinleri (Veda) korumak, dinî âyinleri
icra etmek irsî haklaridir.
Meslekler Kastlara ayrildigi gibi, evlenmeler de ancak ayni kast içinde cereyan
edebilir. Yeme-içme, giyim-kusam, nisan ve dügün merasimleri de her Kast için
belli özellikler tasir.
ç) Hinduizm'in Bazi Kavramlari
:
Hemen her dinde oldugu gibi Hinduizm'de de, dini çesitli yönleriyle açiklayan
bazi kavramlar vardir: 1- Tanri, 2-Yoga, 3-Karma, 4- Tenasüh, 5- Hulul.
1.
Tanri: Hinduizm'de Tanri kavrami degisik tarzda algilanmaya müsaittir.
Her insan ve toplumun kendi anlayisi dogrultusunda Tanri'ya yönelmesi
yadirganamaz. Hinduizm'de çoktanricilik, üçleme ve tektanricilik inanislari
birarada görülmektedir. Panteizm (Tanri-âlem birligi) de Hinduizm Tanri
kavraminin bir baska yönüdür.
2.
Yoga ve Yogizm: Sanskritçe'de "Baglamak, birlestirmek"
anlamina gelen Yoga, insanin enerji ve iradesine hakim olarak nefsini
dizginlemeyi saglayan bir egzersizdir. Buna Hind fakirizmi de denir. (30) Dinî
bir yönü yoktur. Yoga yapan kisiye "Yogi" denir. Türkiye'den de
Hindistan'a giderek bu egzersizleri tamamlayan yogiler olmustur. Yogi, nefsine
hakim olmak suretiyle zihin ve melekelerini belli bir noktaya teksif ederek,
birtakim üstün kuvvetlerle ilgi kurar.
Yoga, daha çok Budist ve Caiynistler tarafindan uygulanmaktadir. Zamanla
birtakim gelismeler gösteren Yogaizm, daha sonra kast ve gruplardan ayri bir
sistem halini almistir.
3.
Karma: Bir sebep-sonuç kanunu olan karma, insanin geçmiste yaptiginin
gelecekte ayrica görülecegi esasina dayanir. Insan ektigini biçer.
Bugün ekilen yarin alinacaktir. Iyiliklerin karsiligi iyilik, kötülüklerin
karsiligi da ancak kötülük olacaktir.
Karma terimi, hem maddi hem de manevi âlemin iyilik ve kötülükleri için
kullanilir. Karma, her kararin dogru ve yanlis sonuçlarini tesbit eden bir
kavramdir. Karma'da asil olan mükâfat beklemeksizin hareket etmektir. Böylece
sonuç bekleme arzusu frenlenmis olur. Karma'ya göre ölüm bir yokluk degil,
bir halden digerine geçistir.
4.
Tenasüh: Türkçe'de Ruhgöçü karsiliginda kullanilan Tenasüh,
Sansara, Reenkarnasyon ve Tranmigration terimleriyle de ifade edilmektedir.
"Ruhun bir bedenden ötekine geçtigi inanci"nin adi olan tenasüh,
Karma doktrinine bagli olarak dogmustur. Tenasüh inancina göre, bedenden ayri
olarak ruhun ölümden sonra devamliligi, ruhun kendi derecesi içinde yüksek
veya alçak sekilde tecellî etmektedir. Buna göre insan, yaptiklarina uygun
tarzda, insan, hayvan veya tanri seklinde yeniden dogar. Ölümden sonraki
hayatta mutlu olmak, hayatta iken dogru hareket etmege baglidir. Sonuç
itibariyle herkes yaptigindan sorumlu tutulacaktir. Tenasüh inancina göre
kisinin ölümden korkmasina gerek yoktur. Insan devamli olarak yeniden
doguslarla isteklerine ulasir. Tenasüh inancina benzer düsüncelere Yunan,
Eski Misir, bazi Hristiyan mezhepleri ve Ihvan-i Safa'da da rastlanmaktadir.
5.
Hulul: Sanskritçe bir kelime olan hulul "Tanri Visnu'nun insan
seklinde tecessüm etmesi" anlamina gelir. Ayni terim karsiliginda
Enkarnasyon ve Avator kelimeleri de kullanilir. Hinduizm'e göre Tanri tarihin
her döneminde çesitli sahsiyetlere bürünerek kendini göstermis, kötülügü
yok ederek, insanlarin ihtiyaci olan kanunlari bildirmistir. Böylece
peygamberlerin mesajlari, hulul vasitasiyla sonsuza kadar devam edecektir.
d) Ibadet ve Ayinleri
:
Ibadet ve ayinler üç temele dayanir: 1- Güzel ameller, 2- Bilgi sahibi olmak,
3- Tanri ile beraber olmak. Bu gayelere ulasmak için sira ile su hususlar
yerine getirilmelidir:
1- Ölenler için kurban kesmek,
2- Günese saygi göstermek,
3- Dogumda ve ölümde ibadet etmek,
4- Mukaddes metinleri devamli okumak,
5- Hakikat bilgisini elde etmege çalismak,
6- Her an Tanri'nin varligini düsünerek O'na kullukta bulunmak.
Hinduizm'de ayin esnasinda bir takim kutsal sözler telaffuz edilir.
"Om" en etkili kelimedir. Hemen her yerde ibadet etmek mümkündür.
Tapinaklar olmakla beraber ibadet ve ayinlerde ferdilik tercih edilir. Tanri her
yerde yapilan ibadeti gördügü için, ibadetin belirli bir sekli ve düzeni
yoktur. Ibadetin ortak sembolü kabul edilen "Om", her ibadet ve
yemekten önce, Veda'lari okumaya ve her tür ise baslarken söylenir. Ilk
ibadete sabah safaktan önce baslanir; doguya dogru dönülerek oturulur.
Evlerde de genellikle tapinilan puta ayrilmis bir oda bulunur. Inekler yer, gök
ve atmosferin anasi sayildigi için, inek ve öküzler, caddelerde, alis-veris
merkezlerinde veya diledikleri her yerde serbestçe dolasabilirler. Etinin
yenilmesi yasaktir. (31) Tapinaklarda yapilan ibadet evdeki ibadetten biraz
farklidir. Ibadete boru çalinarak baslanir. Her köyde tapmak vardir. Büyük
mabetlerin hemen yakininda kutsal yikanmayi saglayan havuzlar bulunur.
Mabetlerdeki yillik ayinler disinda ilkbahar, sonbalar ve yeni yilda özel
senlikler yapilir. Bazi mezheplerde kabile baskanlarina bir nevi uluhiyet
vererek onlara saygi gösterildigi, ölmüs kahraman ve azizlere yardim için
dua edildigi görülmektedir. Kurban, Hinduizm'de çok önemli bir yer tutar ve
dinî hayatin eksenini teskil eder. Tanrilarin kudretlerini kurban sayesinde gösterdikleri
inanci tartisilamaz. Bu insanlar ancak kurban sayesinde tanrilarla ilgi
kurabilirler. Tanrilara sunulan her sey kurban kabul edilir.
Kutsal sayilan yedi ziyaret mahalli vardir. Hindularin hayatinda önemli rol
oynayan bu kutsal yerlere ziyaret ve "Hac" seferlerinin en meshuru
Benores'e yapilan ziyarettir.
e) Ahlâk Anlayislari
:
Ahlâk anlayisinda en temel unsur nefse hakimiyettir. Nefse hakimiyetin hemen
ardindan feragat ve fedakârlikla baskalarina kendinden fazla deger vermek
gelir. Ahlâk prensiplerini sosyal hayatin bir görüntüsü seklinde algilamak
mümkündür. Genel olarak kisiye, hem bu dünyada, hem de ölümden sonraki
hayatta mutluluk vermegi gaye edinen ahlâkî umdeler, öncelikle Brahmanlarin
kanunlarina uymayi emreder. Kadinlara hiç bir hakkin taninmadigi, Parya'larin
adeta kurbanlik hayvanlar gibi telâkki edildigi bir toplumda ahlâk anlayisinin
boyutlarini tesbit etmek zor degildir. Bu konuda Hindistan eski Basbakani P.
Nehru söyle diyor:
"Hinduizm bir doktrin olarak alininca, bütün halinde kapali ve
degiskendir. Onu tarif etmek, kelimenin kendine mahsus manasi ile onun bir din
olup-olmadigini söylemek imkânsizdir. O, gerçek ruhu yasamak ve yasamaga terk
etmektir.
HİNDUİZM DIŞINDAKİ DİĞER DİNİ İNANIŞLAR :
-
SİHİZM
- JANİZM
SİHİZM
Sihizm Sri Guru Nanak Dev Ji (1469-1539) tarafindan tesis edilmistir. İslam ve Hinduizm karisimi bir dini harekettir. Sihler Kuzeybati Hindistan’in Pencap bölgesinde yasamaktadirlar. 1995 sayimina göre nüfuslari 18.7 milyon idi. Bu da Hindistan nüfusunun % 1.9 unu teskil etmekteydi.Ayrica küçük gruplar halinde Ingiltere, Kanada, ABD, Malezya ve Dogu Afrika’da bulunmaktadirlar. Günümüzde Hint dini ve siyasi hayatinda önemli bir yer tutmaktadirlar. Sihizm hareketini Pencap’ta ilk baslatan Guru Nanak (1469-1539) yalnizca dini akideler çerçevesinde Müslüman ve Hindu unsurlarini uzlastirmaya gayret ederek baslamistir. O sistemi “Tanrinin birligi”, “Insanligin kardesligi” , “Kast sisteminin reddi” ve “puta tapiciligin faydasizligi” prensipleri üzerine kurmustur. Islam’in Hindistan’a girmesinden sonra Islam ile Hinduizmi sentezleme çalismalarinin en ilgi çekeni Nanak’in çalismasidir. Önce siyasi olarak baslayan bu hareket, sonradan dini bir yön kazanmistir. Islam tasavvufunun da etkisinde kalan Nanak, Kuzey Hindistan’da vaazlarda bulunmus ve uzlastirmaci (Sinkretist) Sih hareketini ortaya çikarmistir. Islam’in Tanri inanisini, Hinduizmin Maya ve Nirvana tasavvurlarini ve tenasüh fikrini kabul etmis olmasina ragmen Avatarlara inanmayi reddetmistir. Budanin reformcu hareketine benzer sekilde Nanak da kast sistemini bütünüyle reddetmis, putlara tapinmanin kötülügü ile kardesçe sevginin önemini dile getirmistir. Ortaçag boyunca Hindistan’da çikan toplumsal, dinsel ve siyasal hosnutsuzluklarin yeni dini reformistler tarafindan ortaya konacak ilkelerle giderilmesi bekleniyordu. Özellikle sultanla köle arasinda fark görmeyen Islam’in Hindistan’a girmesiyle Hinduizmle İslam arasinda Orta Yolcu uzlastirmaci hareketler ortaya çikmistir. Dini reform konusunda XV.yüzyilin ikinci yarisinda, kendisini kabul ettiren ilk büyük isim Kabir (Kebir) dir. O (I.S.1435-1518) tek tanri inancini yerlestirmeye çalismis, ancak Hinduizmin bazi önemli kavram ve düsüncelerini muhafaza etmislerdir. Müslüman hükümdar Ekber de (1542-1605) düsünce baglaminda bütün dinleri felsefi bir monoteizmde uzlastirmayi denemis, Onun açtigi bu yolda yürüyüp de basariya ulasmis olan Sihizmin de kurucusu Nanak olmustur.
GURU NANAK VE MISYONU Guru Nanak , I.S. 1469 yilinda Hindistan’in en kritik döneminde Pencap’taki Talvandi köyünde dogmus, çocuklugu ve yetiskinlik çagi bu köyde geçmis; bu köyde evlenmis ve bu köyde iki oglu olmustur. Fakir ancak soylu bir ailenin çocugu idi. O Sultanpur sehrinde Müslüman bir idarecinin hizmetinde uzun yillar geçirdi. Guru Nanak’in hayatini üç parçaya ayirabiliriz: Ilk 30 yillik bölümü Talvandi ve Sultanpur sehrinde ev hizmetçiligi yaparak geçirmistir. Ikinci 22 yillik peryod uzak yakin birçok yerlere misyonerlik seyahatleriyle geçirdigi dönemdir. Üçüncü son 18 yillik bölümü ise Kartarpur’da müritlerini egitmeye harcadigi hayatinin son bölümüdür. Hayatinin ilk safhasi ayni zamanda aydinlanmaya ulastigi dönemdir. O bos zamanlarinda ormana çekilip düsüncelere dalmis, bu gezilerinin birinde kendisine “Yüce Tanrinin varligi düsüncesini yayma” görevi verilmisti. Bu arada kendisi Mekke’ye gitmis, Tanrinin evinin sadece Kabe olmadigi sonucuna varmis, 1500 yilina dogru “tek ve gerçek olan tanri” sini anlatmak için Sultanpur sehrinden çikmis, kutsal yerleri gezmis, birçok din adamlariyla görüsmüs, tartismalara girismis, bu sirada bir zengin tarafindan serefine Ravi Nehri kiyisinda kurulan Kartapur köyüne yerlesti ve hayatinin son on yilini burada geçirdi. Bu köyde yeni inancini yaymaya çalisti. Guru Nanak insanin esitligi üzerinde durdu. O Hindularla Müslümanlari birbirlerine yaklastirmaya çalisti. O önemli seyh ve azizlerin yanina gitti ve onlara ruhsal hayatin gerçek yolunu açiklamaya çalisti. O kast sisteminin ayirici özelligine hep karsi çikti. Kendisini en alt kastin bir üyesi olarak adlandirdi, hep. Guru Nanak 1539 yilinda 70 yasinda iken geride iki ogul ve birçok Sih birakarak bu dünyaya veda etti. Guru Nanak’in ölümünden sonra Guru olarak Sihlerin basina Angad (1504-1552) geçti. Angad, Nanak’in en sadik talebesiydi ve Nanak’in telkin ettigi tenasüh inanci geregi, Onun ruhunun sirasiyla kendini takip eden “guru”ya geçecegi fikri ile Angad ve daha sonra gelen gurularin hepsi Nanak’in yeni tezahürleri olarak görüldü. Angad 1552 yilina kadar sürdürdügü gurulugu sirasinda Nanak’in siirlerini bir araya topladi. Nanak’in ilk biyografisini yazdi. Pencap’ta kullanilan Gurmuki Kutsal Metni Angad’a dayandirildi. Sihler arasinda birlik ve beraberligi saglayan 3. guru Amar Das (1479-1574) yeni töreler olusturdu. Kendilerine özel evlilik ve dogum törenleri ihdas etti. Kendisini ziyarete gelenlerle birlikte yemek yedi. Dini toplantilarda üç festivali (Divali, Barsakhi ve Maghi) ortaya koydu. Ondan sonra da Amardas’in damadi Ram Das guru oldu. Guru Ramdas (1534-1581) 4. guru olarak misyonerlik faaliyetlerine agirlik verdi. Ramdas zamaninda zengin ve fakir siniflar arasinda Sihizm yayildi. Bazi Aristokratlar Amitsari ( Ramdas’in yeni ibadet merkezi olarak kurdugu ve yerlestigi yer ) ziyaret etmisler ve Onun müritleri olmuslardir. Cemaatin gelisimi Ramdas’in en küçük oglu Arjan’in (1563-1606) 5. guru olmasiyla sürdü. Arjan Ramdas’in hayatini kendisine adadigi en küçük oglu idi. Arjan babasinin istegiyle evlenmek üzere Lahor’a gitti. Orada babasindan ayri kaldigi için korkunç bir depresyon geçirdi. O haliyle Guru aski ve hasretiyle dopdolu iki önemli siirsel mektuplar yazdiysa da Kardesi Prithi Chand onlara el koydugundan mektuplar babasina ulasmamisti. Mektuplarinin bir yerinde : “Ruhum Guruyu görmenin hasretiyle yaniyor ve inliyor. Feryatlarim yagmur için aglayan Çatriklerin feryatlarina benziyor” diyordu. Üçüncü mektup Ramdas’a ulasinca, Onu hemen çagirdi. Prithi Chand babasinin yerine geçmeye çok merakli ve istekliydi. Ancak Guru Ramdas çocuklarini test etti ve sonunda küçük oglu Arjan’i halefi tayin etti. Guru Arjan Sihlerin endüstriyel ve kültürel merkezi olan Amritsar’i daha da gelistirdi. Oradaki Altin Mabed’in (Har Mandar) yapim isini sona erdirdi. Bu Mabed Sihlerin ziyaret ettigi, kutsal bir mabettir. Ekber Sahin Sihlere tahsis ettigi toprak üzerinde Ramdas zamaninda yapimina baslanmisti. Tapinak güzel bir gölet ortasinda etrafindaki topraktan daha düsük seviyede bina edilmisti. Yine Arjun ilk dört Gurunun ilahilerini ve Hindu Bhagatlari ve Bhattlari topladi. Onlara kendi dikte ettigi ilahileri içeren Gurdasi ilave etti. 1604 de ilk kitap Adi Granthin derlemesini tamamlamis oldu. Bu kitapta Sihlerin dini inanç ve ahlak ilkeleri ortaya konulmustur. Amritsar Onun zamaninda bankaciligin, marangozluk, nakis, süsleme ve at egiticiligin merkezi oldu. Sihleri Orta Asya ve Afganistan’a iyi atlar için gönderdi. Sihler atlari yetistirme ve binicilikte ilerlediler. Bütün bu gelismeler Ekber’in oglu Cihangir’in döneminde oluyordu. Müslümanlar bile Altin Mabede (Har Mandar) geliyorlardi. Cihangir onlarin kendilerine ait kelimeler kullanmalari gerektigini böylece oraya akan trafigin kesilecegini düsündü. Guru Arjan’dan Adi Granthdaki Hz. Muhammed ile ilgili bölümlerin çikarilmasini istedi. Guru bunu yapmayi reddetti. Bu arada Divanda yalan yanlis hikayelerle Cihangirin düsünceleri zehirlendi. Sonunda Guruya kaynamis sular ve kumlarla iskenceler yapildi. Guru Arjan büyük bir tevekkülle bütün eziyetlere katlandi. Sih tarihinin ilk sehidi oldu. Har Gobind (1595-1644), babasi Arjun’un 1606 da ölmesi üzerine 6. guru olarak Sihlerin basina geçti. Babasi Mogol tiranliginin kurbani olmustu. Har Gobind zamaninda Sihler , Cihangir ve daha sonra oglu Sah Cihana karsi askeri teskilatlanma yoluna gittiler. Bunun için 800 at, 300 atli süvari ve topçu sinifi olusturdular. Mogollarla üç savas yaptilar. Birincisi 1643 de Amritsar’da oldu. Ikinci savas Lehra yakinlarinda 1637 de oldu. Gurunun ordusu kazandi. Üçüncü savas 1638 de Kartarpur’da yapildi. Gurunun bu üç savasta da gösterdigi basarilar Sihler arasinda büyük itibar saglamasina sebep oldu. Guru Har Gobind’in bu kariyeri Sih tarihinde bir dönüm noktasi oldu. Bu yeni sartlarla Sihizm militaristlesti. Guru iki kudrete sahip oldu: Ruhsal Gücü (Peeri) ve askeri gücü (Meeri). 1644 de Guru Har Gobind Guru Har Raiyi halefi olarak atadi. Guru Har Rai (1630-1661) 7. Guru oldu. Guru Har Rai Sihleri Mogollarin baskisindan kurtarmaya çalisti. Guru Har Rai ask ve baris adami idi. Sangat’in hizmetinde bulundu. O müritlerinden Guru Granth Sahib’in ilahileri ve kendi disiplinli hayatina yönlendirme üzerine meditasyon yapmalarini sagladi. O hayirsever ve cömertti. Bir seferinde atalari Nabha, Jind ve Patila’nin önceki yöneticileri olan kimseler Gurunun yanina geldiler. Yiyecek için agliyorlardi. Guru onlara yiyecek verdi ve onlari memnun etti. Guru Har Rai kendini onlara adamis, ihtiyaçlarini gidermede yardimci olmustu. Guru Harkrishan (1656-1664) 8. Guru oldu. “Çocuk Guru” diye anilan Harkrishan özellikle çocuklari ve ögrencileri korudu ve onlari sevdi. 30 mart 1664 de öldü. Yerine amcasi Tegh Bahadir (1621-1675) dokuzuncu Guru olarak geçti. Guru Tegh Bahadur’un hayati üç önemli devreye ayrilir: Birinci dönem Amritsarda babasiyla birlikte 23 yillik dönem. Ikinci devre Bakala’da meditasyonla geçen 19 yillik dönemi ile Dogu Hindistan’da ve Pencap’ta geçirdigi hayatin son 11 yillik dönemi. Tegh Bahadur, Pencap’ta zenginlerden zorla para almasi, kaçaklari saklamasi ve yagmalara girismesi yüzünden Gurkanlilar tarafindan öldürülmüstür. Rivayete göre Imparator Evrengzip Tegh Bahadur’u hapsetmis ya Islam’i kabul etmesi ya da bir mucize göstermesini istemisti. Guru Bahadur ikisini de reddetmis; mucize konusunda sunlari söylemisti: “Imparator baskalarina zulmederken kendi ölümünü unutmasi, asla mucize degildir.” Daha sonra Imparator Evrengzip Gurunun idamini emretmis, böylece Sih tarihinde öldürülen ikinci kisi olmustur.
Onun yerine Sih tarihinde en önemli yeri isgal eden oglu Gobind (1666-1708) babasinin öldürülmesinden hemen sonra Onuncu Guru olarak (1675-1708) göreve basladi. Guru Gobind’in önderligi altinda Sihler dört basariya ulastilar:
1-Mogol
gücüne karsi direnise geçtiler.
2-Khalsa’yi (Tanrinin Grubu) kurdu.
3-Savasa uygun bir literatür ortaya koydu.
4-Sihler için daimi bir Guru ve Guru Granth Sahib olarak Adi Granth’in
tesisini sagladi.
Guru Gobind gerçek bir vatanseverdi. Sihleri hem ruh, hem de sekil bakimindan bir birlige kavusturmak için Pahul ne Khalsa sistemini gelistirdi. Khalsa’ya girenler Pahul denilen bir takdis merasiminden geçmekte ve “k” ile baslayan su 5 esasi yerine getirmekteydi:
1- KESHA: Saç ve sakallarin kesilmemesi; Sihler diger insanlardan uzun saçli olmalariyla ayriliyorlardi. Hayatlarina mal olsa bile saçlarini kesemezler. Keshas Guru tarafindan Sihlere bir nisane olarak verilmisti. Sihler bu sebepten saçlarini düzenli, taranmis olarak muhafaza ederler ve türbanla saçlarini güzelce sarip örterler. Bu baglamda 1990 li yillarda Ingiltere’de yasayan bir Sihli motor sürerken kask takma mecburiyetinin kendisine uygulanmamasi için dava açmis ve bu davayi kazanmisti. Sihli bayanlar da ne saçlarini ne de kaslarini alamazlar.
2- KANGHA: Tarak saçlarin temizligi için kullanilir. Sih saçlarini daima kanghayla muhafaza eder. Onlar düzgün, temiz ve tertipli saçlariyla gayet sik görünürler. Genellikle tahta tarak kullanirlar ve sabah aksam olmak üzere günde iki kez saçlarini tararlar.
3- KARHA: Her Sih sag bilek üzerine çelik bir bilezik takar. Altin, gümüs ve metal bilezikler Guru tarafindan kutsanmis olarak dikkate alinmaz.
4- KACHHEHRA: Her Sih altina özel dizayn edilmis ve yapilmis olan kisa pantolonu yüksek karakterin bir nisanesi olarak giyerler.
5- KIRPAN: Her Sih ilericiligin ve özgürlükte kararligin bir sembolü olan bir kamayi (ya da kilici) “Gatra” denilen sirmali seritle kusanirlar.
JAİNİZM :
Jainizm insana ait en yüce mükemmelliğin ortaya çıkarılmasına uğraşır. Bu mukemmellik, orijinal saflığı içinde bütün ıstıraplardan, doğum ve ölüm engelinden bağımsızdır. "Jain" terimi Sanksritçe "Jina" (fatih) kelimesinden çıkarılmıştır ve bu fenomen dünyasında empoze edilen bu sınırların üstüne çıkmayı ima eder. Jainizm mükemmel olan insandan daha yüksek bir varlığı ya da bir Tanrı' yı tanımayı gerekli görmez. Varlıkların ne başlangıcı ne de sonları vardır, hepsi ölümsüzdür. Varlıkları üç ana sınıfa ayırır: Henüz gelişmemiş olanlar; gelişme yolunda olanlar ve tekrardoğuş sürecinden kurlulup özgür hale gelenler. Jainizm çok güçlü keşişlik ve çilecilik eğilimlerine sahiptir. En yüksekteki ideal Ahimsa' dır, yani her varlığa eşit saygı ve şefkat göstermektir. Jain Agamaları her yaşam biçimine büyük savgı gösterilmesini katı vejeteryan kurallarını, çileciliği, kendini savunurken bile şiddet uygulamamayı ve savaşa karşı olmayı öğretir. Hepsinden önemlisi de, Jainizm bir sevgi ve merhamet dinidir.
Kuruluşu
: Janizm, yaklaşık
2500 yıl önce Hindistan' da başlamıştır. Kurucusu
: Nataputta
Vardamana ya da diğer adıyla Manavira
Kutsal Metinleri :
Jain Agamaları
Sidantalar
Mehzepleri
:
1- Digambara ( Göksel giysili) :
Bir ermişin, elbise dahil hiçbir şeye sahip olmaması
gerektiğine savunur. Bu yüzden sadece bele kadar çıkan bir giysileri
vardır. Bu doğuşta kurtuluşun kadınlar için mümkün olmadığına inanırlar.
2-
Svetambara ( Beyaz)